Kardan Kız
Hadi film izleyelim!
Karşılıklı sevmek zordur. Tamda birbirini sevecek iki insanın koca dünyada bir araya gelmesi çok zordur. Mucize gibi bişeydir hatta. Bazen de aradığını bulamaz hani insan. Bekler, bekler.. İnatla gelmez beklenen. Ama mecburdur sevmeye. Sevmek ve sevilmek yaradılışında vardır çünkü. Oda aşka aşık olur sonra. Sever gibi yapar. İnsanları, doğayı, ağacı, çiçeği, hayvanları, hatta bazen sürekli bütün ihtişamıyla karşısına dikilen ünlü kişileri… Bunun adı aşka aşık olmaktır işte. Aşka muhtaç olmaktır.. Acınası bi durum olsa da kaçınılmazdır. Çünkü aslında bu durumun susuz kalmaktan, aç kalmaktan hiçbir farkı yoktur…

uzagin-dogusu:

İçim acıdı şu sahnede.. 

Diğer herkes neyse de, Leonardo Di Caprio, Johnny Depp ve Brad Pitt nasıl hiç Oscar alamaz benim aklım almıyo. Oyunculuklarının mükemmelliğini defalarca kanıtladıkları halde nasıl ödüllendirilmezler lan!? Hayır onca olayın arasında tek derdim bu değil tabi ki ama insan içten içe merak ediyo yine de..

"Yanan bir adam gördüğünde önce onun fotoğrafını mı çekmelisin, yoksa herşeyi bırakıp ona yardım mı etmelisin?"

image

Bu fotoğrafı hala çoğu kişi hatırlar eminim. Sudan’un içler acısı, fakir halinin sembolü olmuştu bi zamanlar. Ki bence hala öyle.. Bu fotoğraf bütün dünyada olay oldu evet, ülkenin fakirliğini müthiş bir şekilde gözler önüne serdi, diğer ülkelerin Sudan’ı farketmesini sağladı. Ama hala, Kevin Carter’ın orda, bu fotoğrafı çektikten sonra o çocuğa neden yardım etmediği konusu muamma. Kendisi de bilmiyor nedenini. Çocuğun akıbeti zaten belli değil. Ki yüksek ihtimal orada öldü.

image

İşte bu film, yani The Bang Bang Club, yukardaki fotoğrafı çeken fotoğrafçı Kevin Carter’ın da içinde bulunduğu dört fotoğrafçının hikayesini anlatıyor.
Filmin hikayesi gerçek. Ki zaten Kevin Carter (sağdan ikinci) ve Greg Marinovich (en sağdaki) Pulitzer ödülünü kazanmış iki çok başarılı fotoğrafçı. Öyle yerlerde, öyle şartlarda, öyle korkunç fotoğraflar çekiyorlar ki, kolay kolay bi insan psikolojisi onların gördüklerini kaldıramaz sanırım. Onlarda pek normal kalamamış zaten. Gördükleri karşısında, insanlıklarını sorgulamaktan kurtulamıyorlar bir türlü.

image

Ve işte buda Greg Marinovich’e ödül kazandıran fotoğraf. Filmde bu fotoğrafında hikayesi anlatılıyor. Karenin korkunçluğuna bakar mısınız? Bir adam, canlıyken cayır cayır yanan diğer adama birde palaya benzeyen kocaman birşeyle saldırıyor. Greg’de bu görüntüye şahit olduktan sonra aldığı ödüle pek sevinemiyo zaten.
Fotoğrafçılar ve haberciler arasında hep çok tartışılır bu konu. “Yanan bir adam gördüğünde önce onun fotoğrafını mı çekmelisin, yoksa herşeyi bırakıp ona yardım mı etmelisin?” Herkesin bu soruya cevabı farklı oluyo tabi.. Birazda vicdanla ve insanlıkla alakalı..
İşin özü film güzeldi. Bahsettiğim türde fotoğraflar çeken fotoğrafçıların psikolojisini, kendilerini sorgulamarını, bi süre sonra olaylara karşı duyarsızlaşmalarını, bulundukları yerlerdeki insanların vahşi hayatını, acımasızlıklıklarını çok başarılı bir şekilde anlatmış. Ben baya etkilendim. Tavsiye ederim.

Brad Pitt: Not bad..

Şunu gördüğüm an içim öyle bi sızladı ki. Sen büyüksün Allah’ım..

Bu bi belgesel. Tamamen Kubrick’in The Shining yani Türkçe adıyla Cinnet filmi üzerine hazırlanmış bi belgesel.. Filmi izleyenler bilirler, dikkatli izlemediğiniz sürece gerilimi ve gizemi bol, korku filmi tadında bi film olarak görünür ilk anda ama o görüntülerin altında aslında çok farklı anlamlar yatmaktaymış aslında. Sağdan soldan Shining’in içeriğiyle ilgili duyduğum şeyler vardı tabi ama bu belgesel hem tüm konuşulanları torlayıp toplamış hemde kendi bakış açısından çok değişik, yepisyeni kapılar açmış filmle ilgili.. Çok düz izlemişim meğer ben bu filmi. Belgeselden sonra bi kere daha anladımki, Kubrick çok zeki bi adam. Kubrick’i ve The Shining filmini seviyosanız bu belgeseli de mutlaka tavsiye ederim. Filme dair pek çok gizemi kendince çözmüş.. En ince ayrıntısına kadar inceleyerek ve sonucunda çok tuhaf anlamlar bularak hemde.. Bu filme hiç bu açıdan bakmamıştım.
Sadece anlattığı şeylere odaklanmama engel olacak değişik değişik pek çok görüntü kullanmasa daha hoş olucakmış ama oda göz ardı edilebilir bi sıkıntı..

Buster Keaton, 1932 yılında rol aldığı Sherlock Jr. adlı filmde su kulesinin (eski binalarda bulunan geniş su hazneli metal boru) altındayken suyun fazla gelmesi nedeniyle düştü. Demiryolu hattına yuvarlanan oyuncu, boynunda bir ağrı hissetti. Buna rağmen boynunun kırık olduğunu tam 10 yıl boyunca fark edemeyen Keaton, uzun yıllar boyu inanılmaz bir baş ağrısıyla yaşadı. Yıllar sonra doktora gittiğinde ilginç gerçekle karşılaşan aktör böylece tarihe geçti.

Buster Keaton… Chaplin bir, Keaton iki.. Fazla seviyorum bu adamı.

Özür dilerim çocuk
Sen orda hergün acı çekerken,
Ben burda güldüğüm için özür dilerim
Sen hergün bomba sesleriyle korkup ağlarken
Ben burda huzurla uyuduğum için özür dilerim.
Sen bir tas çorbayı zor bulurken
Ben burda yemek seçtiğim için özür dilerim
Sen hergün ailenden birini kaybederken
Ben anama babama sesimi yükselttiğim için özür dilerim.
Elinden tutamadığım için
Sana yardım edemediğim için
Savaşın ortasında seni bıraktığım için
Seni unuttuğum her saniye için
Senin hayalin olan bu hayatı beğenmediğim her an için
Her şey için özür dilerim.
Çok özür dilerim.

rakimbuzluolsun:

tambirbeyefendi:

doradeniz:

……………………….!

Bende..

Icim yaniyo elden gelcek birsey olmadıkça.

İkisinide o hale getirenlerin Allah belasını versin!

Gerçek Bir Kaçırılma Hikayesi: Captain Phillips

Evvet, ben geldim! :)

image
Bugün kısaca bahsedeceğim film geçen yıla ait. Başrolünde Tom Hanks’i izlediğimiz Captain Phillips’in hikayesi tamamen gerçek. 2009 yılında Somali sularında 4 Somalili korsan tarafından bir Amerikan yük gemisi baskına uğruyor ve sonrasında bu 4 korsan, geminin kaptanınıda rehin alarak küçük bir bot ile uzun bir deniz yolculuğuna çıkıyor. Tabi peşlerinde kocca bir Amerikan ordusu ile birlikte.. Hikaye baştada söylediğim gibi gerçek. Kaptan, korsanlar kendi gemisindeyken de, sonrasında da o kadar zekice hamleler yapıyorki, tamamen onun bu keskin zekası sayesinde gemi mürettebatından kimseye zarar gelmiyor.
Hikaye fazlasıyla heyecanlı, aksiyon had safhada, birde bunun üstüne izlediğiniz şeyin kurmaca değilde yaşanmış bir hikaye olduğunu biliyor olmanız filmi daha da heyecanlı kılıyor. Tom Hanks yine döktürmüş. Bence izleyin..

Son olarak; bu fotoğrafta Hanks’in yanındaki gerçek Kaptan Phillips..
image